en güzel tatil beldeleri ve hesaplı tatil

en güzel tatil beldeleri ve hesaplı tatil

Serik

27/6/2009

Serik İlçesi, Ülkemizin 36-37 derece enlem, 31-32 derece boylamları arasında yer almaktadır. Antalya - Mersin karayolu üzerinde, Antalya' nın 38 Km. doğusunda,Manavgat İlçesine 40 km. uzaklıktadır. Akdeniz' de 22 km kıyı şeridine sahip olup; 8 Km. içeride, denizden 26 M. Yüksekliktedir. Kısmen dalgalı ovalık bir arazi üzerinde kurulmuştur. İlçenin yüzölçümü 1.550 Km 2 ' dir. Bunun 45,360 hektarı tarım arazisi, 65.764 hektarı da orman arazisi geri kalan kısmı da vasıfsız yerdir. Serik Antalya ovasının doğuya doğru uzanan bir parçasını teşkil eder. Dağlık kesimlerinde hayvancılık, ormancılık, ova kesimlerinde de ziraatçılık özellikle turfanda sebzecilik yapılmaktadır. Ticari hayatı Antalya şehir merkezine bağlıdır. İlçenin kuzeyinde batı Toros dağları yükselmeye başlar,.

Serik İlçesi batıda; Antalya Merkez İlçe, doğuda; Manavgat İlçesi, kuzeyde; Burdur İline bağlı Bucak ve Isparta İline bağlı Sütçüler İlçeleri, Güneyde; Akdeniz ile çevrilidir.

İlçemizde Akdeniz iklimi hakimdir. Yazlar kurak ve sıcak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Bu iklimin sonucu olarak doğal bitki örtüsü de makilerdir.

SERİK İlçesinde İlk yerleşim yeri, M.S.II Yüzyılda Bergama Krallığına bağlı olarak bu günkü Yanköy Köyü yakınlarında bulunan “SİLLYON” (Koçhisar tepesinde) da ve Belkıs köyünde “ASPENDOS” olarak iki yerde kurulmuştur.1817 yıllarında yerleşim bölgelerinin çok aralıklı olması nedeni ile İlçe önceleri “SEYREK” diye anılmış, 1890 yıllarına doğru SERİK olarak adlandırılmıştır. 1900 Yılında bu günkü ilçe merkezinde KÖKEZ adı altında Bucak merkezi olmuştur,. 1926 Yılında da SERİK İlçe olmuştur. Batı Trakya Türkleri Balkan Savaşı sırasında Muhacir olarak; Girit savaşı sırasında da, Girit Türkleri Serik'e gelip yerleşmişlerdir.

Bölgenin en önemli akarsuları, KÖPRÜÇAYI ve AKSU çayıdır.

Serik İlçemizin dünyaca bilinen tarihi ve turistik ören yerleri olarak, ASPENDOS, SİLLYON gibi yerler sayılabilir.

Aspendos: Pamfilya kenti olan Aspendos Antalya'nın 48 km. doğusundadır.Aspendos'a Antalya-Manavgat yolundan ayrılan bir asfalt ile ulaşılır. Kent, Serik İlçesinin 8 km. doğusunda Köprü Çayı'nın dağlık bölgeden düzlüğe ulaştığı yerde, biri büyük, diğeri küçük iki tepe üzerine kurulmuş zengin şehirlerden biridir. İlk ismi bastığı sikkeler üzerinde de görüleceği gibi Estvadiiys'tir. Antik dünyada en güçlü para Aspendos sikkesidir.

M.Ö. 7.yy. başlarında kurulan şehir, Perslerin, Attik Delos Deniz Birliği'nin, Büyük İskender'in, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı egemenliklerini tanımıştır. Evrimedon Çayı ağzındaki konumu ile önemli bir liman ve ticaret kenti olarak ünlenen Aspendos, mısır, gül ağacından yapılmış süs eşyaları, şarap, tuz ve at ticareti yapmıştır. Kent ayrıca antik dünyanın en iyi atlarını yetiştirmesi ile de ünlüdür.

Aspendos'taki eserler, Aşağı Kent Yapıları ve Yukarı Kent Yapıları olarak ikiye ayrılır. Yukarı Kent Yapıları arasında agora, bazilika toplantı yapısı, nymphaeum ve eksedra yer alır. Aşağı Kent Yapıları arasında ise tiyatro, stadion, hamamlar, su kemeri, tapınak ve nekropoller sayılabilir. Aspendos surlarının Helenistik Dönem de yapıldığı, sonraları Geç Roma ve Bizans Dönemlerinde birtakım onarımlar gördüğü bilinmektedir.

Aspendos'u sanat merkezi yapan yapıtların başında tiyatro gelmektedir. Aspendos Tiyatrosu antik dünyadan günümüze gelebilmiş en sağlam tiyatrodur. Küçük bir tepenin yamacına kurulmuş olan tiyatronun mimarı Aspendoslu Thedoros'un oğlu Zenon'dur. Kapasitesi 15.000 kişiliktir. En önemli özelliği sahip olduğu muhteşem akustiktir. Tiyatro Selçuklular döneminde kervansaray olarak kullanılmıştır. Sahne binasının bazı yerlerinde görülen beyaz sıralar üzerine zikzak motifleri Selçuklu Dönemine aittir. Tiyatronun cavea bölümü yarım daire planlı olup, geniş bir diazoma ile ikiye ayrılır. Üst caveanın arkasını 59 kemerden oluşan geniş bir galeri boydan boya çevirmektedir. Caveanın iki tarafında girişlerin üzerindeki özel localar imparatorluk ailesine ve ocak rahibelerine ayrılmıştır. Orkestradan itibaren yükselen oturma sıralarının ilki senatör, yargıç ve yabancı elçilere, ikincisi kentin ileri gelenlerine aittir. Kadınlar genellikle üst sıralarda, galerinin altındaki bölümde otururlardı. Geri kalan bölümler kentin tüm vatandaşlarına açıktır. Sahne tiyatronun en çarpıcı bölümüdür.

Konglemara bloklarından inşa edilen iki katlı fasadın alt katında aktörlerin sahneye çıkışlarını sağlayan beş kapı vardır. Orkestra düzeyindeki küçük kapılar vahşi hayvanların kapatıldığı dehlizlere aittir. Üst kattaki sütunlu cephe mimarisinin tam ortasında üçgen bir alınlık içinde tiyatroların kurucusu ve koruyucusu olan şarap tanrısı Dionysos'un bir kabartması işlenmiştir.

Sillion : Perge' nin kuzeydoğusunda, denizden 12 km. içerde, ova ortasında, yayvan biçimli yalçın ve yüksek bir tepe üzerinde kuruludur. Antalya-Alanya Karayolunun 29. km. sinde, Eski Yörük Köyü'nden sapıldığında 5 km. lik bir yoldan sonra antik kente varılır.

M.Ö. IV. yy. da kurulan ve Bizans Döneminde Psikoposluk merkezi olan kent Selçuklu çağlarını yaşamıştır. Tepenin hafif eğimli batı yönü Helenistik çağlardan kalma surlarla çevrilidir. Bu surları kuleler, kapılar ve kente çıkılan yollar tamamlamaktadır. Kentin kapısı tepenin batı yanındaki surlar üzerindedir. Tepenin çıkıldığında kuzeybatı yönünde ev kalıntıları, sokaklar, batıda Selçuklu Camii, Bizans Kilisesi ve sarnıç görünmektedir. Tepenin güneybatı eteğinde 8.000 kişilik tiyatro ve yanında odeon bulunmaktadır.


MANAVGAT

27/6/2009

Manavgat İlçesinin kuruluş tarihi ile ilgili olarak kesin bir tarih verilmese de sınırları içerisinde bulunan Side (Selimiye Köyü) ve Selge (Altınkaya Köyü) antik kentlerinin M.Ö.6.yy'da kuruldukları sanılmaktadır. Manavgat 1220 yılında Selçuklu, 1472 yılında da Osmanlı İmparatorluğu'nun idaresine geçmiştir. 1914 yılında ilçe olmuş, Taşağıl ve Beşkonak Nahiyeleri kurularak ilçeye bağlanmıştır.

GEZİLECEK YERLER

Manavgat Şelalesi

Manavgat ilçesinin 3 km. kuzeyinde bulunan şelale, ilçe ile aynı adı taşır. Şaşırtıcı bir yükseklikten dökülmesine karşın geniş bir alan üzerinde gürül gürül akışı ile görülmeye değer bir manzara oluşturur. Şelalenin hemen yanıbaşında doğa ile içiçe piknik yapılabilir ve çevresindeki lokantalarda taze balık yenilebilir.

 

AntikKentler

Side: Manavgat'a 7 km uzaklıkta olan Side tarihi bir yerleşim merkezidir. Tarihçiler tarafından İ.Ö. 1405'te kurulduğu ifade edilen Side, İ.Ö. VI. y.y ın yarısından itibaren, sırası ile, Lidyalıların, Perslerin, İskender'in, Antiogonos'un, Ptolemaiosların egemenliğini tanımıştır. İ.Ö. 215 ten sonra Suriye Krallığı'nın denetiminde imar edilip bir bilim ve kültür merkezi haline getirilen kent İ.Ö. Apameia barışı ile Bergama Krallığı'na bırakılmıştır, daha sonra Doğu Pamphilya bölgesi ile birlikte bağımsızlığını koruyarak büyük bir ticaret donanmasıyla refaha ve zenginliğe kavuşmuştur.

İ.Ö. 78 den sonra Roma egemenliğinde bulunan Side, daha sonra Bizans egemenliğine girdi. İ.S. V. y.y. ve VI. y.y. larda Psikoposluk merkezi olan Side en parlak devrini yaşamıştır.

Eşsiz bir işçiliği olan kentin ana kapısı iki kule arasındadır. Side kentinde iki ana cadde vardır. Bu caddeler Antik Çağın sütunlu caddelerine örnektir. Kent kapısını geçtikten sonra yassı taşlarla döşeli alan bu caddelerin başlangıç yeridir. Bu caddelerin her iki yanında sütunlu portikler ve onların arkasında dükkanlar bulunmaktadır.

Surun dışında, kent kapısını karşısında Anadolu'nu en büyük tarihi çeşmesi "nymphaeum" vardır. Bu çeşmenin önünde geniş bir havuz yeri alır. Tiyatrodan sonra geniş bir caddeden geçip anıtsal bir yapıya varılır. Bu yapı boyutları 100x100 m. olan agoradır. Kentin Pazar yeri olan agora portiklerle çevrilidir ve üç yanında dükkanlar yer alır. Agoranın güneyindeki cadde üzerinde, üç salondan oluşan ve dört tarafı portiklerle çevrili Gymnasium vardır. Kuzey- güney doğrultusundaki ana cadde de Roma Döneminde yapılan kemerli bir yapı vardır. Side kentinin tiyatrosunun mimarlık tarihi açısından önemi diğer roma tiyatroları gibi dağ yamacına değil kemerli mekanlar üzerine kurulmuş olmasıdır.

Cavea, oskestra ve scene olmak üzere üç bölümden oluşan tiyatro, Pamphylia tiyatroları içinde en büyük ve anıtsal olanıdır ve 20.000 seyirci alacak büyüklüktedir.

Side'nin surları dışında geniş mezarlıklar yer alır ve bunların en önemlisi olan Batı Negropolü 1,5 km. uzaklıktadır. Side'de ayrıca tapınaklar ve su kemerleri vardır. Tapınaklardan en önemlileri Athena, Apollon ve Men tapınaklarıdır. Side'nin suyu yaklaşık 25 km. mesafeden, Oymapınar baraj gölü içinde bulunan dumanlı kaynağından getirilmiştir. Bu su taşıma sistemi kimileri iki katlı olan on su kemerinden oluşur. En büyüğü Oymapınar yakınında olup 40 gözlüdür.

Büyük bir Roma Hamamı bugün müze haline getirilmiştir ve bölgenin en güzel arkeolojik eserler kolleksiyonunu barındırır. XIII. y.y. da Selçuklu'ların XIV. y.y. da ise Hamitoğulları ve Tekelioğullarının, XV. y.y. da kesin olarak Osmanlı egemenliğine geçik kent bu dönemlerde yerleşim yeri olmamıştır.

Halen, Roma ve Bizans dönemlerinin yapı ve özelliklerini taşıyan kent surlarının bir çok yeri yıkılmışsa da kara tarafındaki surların hemen tümü ayakta kalabilmiştir.

Selge: Serik'in 35 km. kuzeyinde, Torosların güney yamacında, Köprü Çayı (Eurymdon) yakınlarında eski bir dağ kenti olan Selge'ye Köprülü Kanyon Milli Parkı'ndan sonra dik virajlı, 14 km.lik stabilize yoldan gidilir. Doğa güzelliği bakımında çok zengin olan köprülü kanyondan geçen yol üzerinde Göreme'deki Peri bacalarına benzeyen ve bütün dağ yamacını kaplayan oyuntulu kayalar vardır.

Psidia'ya bağlı olup sonradan Pampheylia sınırları içine alınan kent sırasıyla Lidya, Pers, İskender ve Roma yönetimlerinde kalmıştır.

Kuzeydeki 5 kapılı ve 45 basamaklı tiyatrosu önemli anıtıdır. Kayalığa oyulmuş tiyatronun güneyinde stadium ili gymnasium, batısında tavanı kartal motifi ile süslü İon tipinde bir tapınak göze çarpar. Stadiumun güneyinde Çeşme ve Agora bulunmaktadır. Kentin güneybatısına uzanan surların kuzeyinde Artemis ve Zeus anıtları ile necropol yer almıştır.

Seleukia: Side'nin 23 km. kuzeydoğusunda Sinler Köyü'ne ise yaya olarak bir saat uzaklıkta bulunan bu antik kent Selevkoslar tarafından kurulmuştur. Antik kentin özellikle çam ormanlarının süslediği çok güzel bir doğa görünümü vardır. Bir tepe üzerine oturtulmuş olan kent tüm ovayı ve denizi gözler önüne serer.

Kentin gelişmişliğinin göstergesi olarak iki katlı agorası, bazilikası, sarnıç ve kanalizasyon sistemi sayılabilir. Kent kazıları sırasında çıkarılan mozaikler bugün Antalya Müzesi'nde sergilenmektir.

Etenna: Manavgat'ın 29.km kuzeyindeki Etenna, bugünkü Sırt Köyü'nün üst tarafına düşen tepe üzerine kurulmuştur. Bizans devrinde psikoposluk merkezi olduğu sanılan kentin tepesinde Akropal kentin en yüksek ve en iyi korunan yeri ve yamaçlarında yer alan, çevresi surlarla çevrili teraslardan ibarettir. Kentin güneyinde ise Herron (yüceltilmiş bir ölü için yapılan mezar) vardır. Bunlardan başka bazilika, agora, kilise, hamam ve sarnıçlar önemli tarihi kanıtlardır.

Hanlar

Alarahan: Manavgat'dan sonra batıya doğru gidince 9 km sonra alarahan'a varılır. 13. y.y. da Selçuklular tarafından Konya ile güney kıyılarının başkenti Alanya arasındaki ticaret bağlantısı sağlamak için inşa edilmiştir. Bu kervansaray ile seyehat edenlerin ve tüccarların güvenli ve konforlu konaklamaları ve dinlenmeleri sağlanmıştır.

Yaylalar

Köprüçayı Vadisinin ikiye ayırdığı Torosların üzerinde birçok yayla bulunmaktadır.

En önemlileri Güğlenpınar ve Beloluk Yaylaları, Avanos Beliği, Tefekli Bölgesinde Gücer Yaylası, Kesikbeli, Akçaalan Yaylası, Topalceviz, Alıç ve Demre Yaylaları, Dumanlı Yaylası ile Bozburun Dağı eteklerindeki İkiz Yaylasından oluşur. Köy halkının büyük çoğunluğu yazın yaylalara göçer.

Milli Parklar ve Korunan Alanlaron

Sportif Etkinlikler

Jeep-Safari : Antalya , Kemer, side ve Alanya'daki Seyahat acentaları Toros dağlarına Jeep Safari turları düzenlerler. Günlük turlar sabah erken saatlerde başlayıp akşama kadar Offroad heyacanı yaşayarak sürer.

Binicilik : Bazı otellerin binicilik için geniş alanları mevcuttur. İngiliz, Arap ve Haflinger atları bulunur. Binicilik ve atlama dersleri bir saat süresince veya günlük geziler halinde yapılmaktadır. Aynı zamanda üç günden , yedi güne kadar nehir boyunca veya dağlara turlar yapılır.

Rafting : Köprüçay, Manavgat ve Dragon nehirleri Akdenizdeki Cehennem Suyu ratfing için mükemmel güzergahlardır.

KUMLUCA

27/6/2009

Kumluca'nın ilk yerleşimi ilçenin merkezinin 5 km kadar doğusunda, tepelerin eteklerinde San Kavak adıyla 1830 yıllarında kurulmuştur.

Elmalı'dan ayrılan Finike ile Antalya'ya bağlı Iğdırmağardıç bucağı Kumluca ve Kemer diye ikiye ayrılarak, Kemer Antalya'ya, Kumluca'da Finike'ye bağlanmıştır. Bu sırada Sarı Kavak, Iğdırmağardıç bucağının bir köyüdür. Bu günkü Kuzca Köyü ise o zaman ayrı bir bucak idi. 1924 yılında Kuzca Bucağının merkezi Gödene'ye (Altınyaka) alınmış ve zamanla göçebe halkın yerleşerek kalabalık bir merkez haline getirdiği bugünkü ilçe merkezinin bulunduğu yerde Kumluca Bucağı kurulmuştur. Kumluca Bucağı sonraları daha da büyümüş, 7033 sayılı kanunla 01.04.1958'de Finike'den ayrılarak ilçe olmuştur.

Kumluca adı rivayete göre henüz bugünkü ilçe merkezinde hiç yerleşme yokken, Sarı Kavak'tan bir köylü Gavur Deresi'nin batı kıyısındaki kumluk ve fundalık bir arazi olan, şimdiki şehir merkezinin bulunduğu yere karpuz ekmiş. Kumsal ve verimli arazide karpuzlar oldukça iri olmuş. Yetişen karpuzları yetiştiricisi köylere götürüp satarken, köylüler bu karpuzları nerede yetiştirdiğini sormuşlar. O da "derenin kıyısındaki kumlu yerde" diye cevap vermiş. Bu köylünün meşhur karpuzlarının methi, karpuzların yetiştiği yerin adının zamanla "Kumluca" olmasına neden olmuştur.


 

Turizm

OLYMPOS


Kumluca'nın doğusunda yer alan Olympos ise Hellenistik devirde kurulmuş bir şehir olup, Kumluca'ya 25 km. uzaklıktadır. Kumluca'dan Antalya'ya giderken Ulupınar'a varmadan önce (çavuş Köyüne sapan yoldan gidilir. Varlığını M.Ö. II. yüzyılda bastırdığı sikkelerden tanımaktayız. M.Ö.100'de Lykia Birliğinin önde gelen ve üç oy hakkına sahip altı şehrinden birisidir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların yatağı olmuş, M.Ö. 78'de Romalı kumandan Servilius isauricus, Olympos'u korsanlardan temizleyerek Roma topraklarına katmıştır. M.S.II.Yüzyılda Rhadiopolis'li Opramoas buraya da yardım elini uzatmış şehir en mamur hayatını bu yüzyılda yaşamıştır.Şehrin ortasından bir derecik akmaktadır.Derenin güney yakasında Bizans Bazilikası (Mahkeme salonu) yer alır.Onun gerisinde tiyatro, tiyatronun batısında nekropol vardır. Derenin kuzeyinde ise deniz tarafında 50 metre yükseklikte akropol, onun batısında kubbeleri mozaiklerle kaplı hamam ve daha batıda sadece anıtsal kapısı kalmış olan mabet yer alır.

RHADİOPOLiS


Rhadiopolis ise Corydella ile aynı yönde, Kumluca'nın batı yönünde,şehre 4 km. uzaklıkta bir dağın yamacında kurulmuştur. isminden dolayı Rodosluların kurduğu bir şehir olduğu arkeologlarca söylenir. XIX. Yüzyıl bilginlerince kentin adı "Rhudos" (Gül) ile ilgili görülmüştür. Kentle ilgili bilgileri Rhadiopolis'in yapılmasında büyük yardımları bulunan Hadrian zamanında yaşamış Opramoas adlı Lykia'lı bir zenginin diktirdigi anıttan öğrenmekteyiz. Arkeolog Cevdet Bayburtluoğlu'na göre Lykia dilinde yazılmış kitabelerin en doğuda olanı Rhadiopolis'te olduğu ve Lykia ülkesinin doğu sınırının bu şehirde olduğunu gösterir.

Kral Opramoas zamanında en zengin devrini yaşayan şehir,adı geçen kral vasıtası ile komşu şehirlerin tahrip olan eserlerini de yardım ederek onarttırmıştır. Şehrin tiyatrosu, hamamı, Opramoas anıtı, kilisesi,kaya mezarları ve lahitleri çok sayıda su sarnıcı bulunmaktadır.Tiyatronun skenesinde yazılı olan 12 imparator mektubu,19 procurator mektubu ve 33'u birlik toplantısına ait yazılı anıt antikacılarca tahrip edilmiştir.

AKALİSSUS


Kumluca'dan Alakır barajı kenarından 30 km. gidilerek asfalt yoldan Karacaören köyü İncirağacı mahallesine varılır. Köyün güneydoğusunda kaya mezarlarına ve lahitlere rastlanır. Burada 1950'li yıllarda çok büyük hazineler köylüler tarafından çıkarılmış ve hepsine devlet tarafından el konulmuştur.
 
 
 
 
 
CORYDELLA (KORYDALLA)


Şehir Kumluca'nın batısındaki ve ilçe merkezine 1 km. uzaklıktaki iki tepe üzerinde kurulmuş.Bugün toprak üstünde yalnızca şehre su getiren aguaduktur kalıntıları seçilebilmektedir.Diğer eserler yok edilmiştir.Kent özellikle Bizans ve geç Bizans devirlerinde gelişme göstermiştir.Fakir bir köylü kadının keçisinin ayağına bir zincirin takılması ile ortaya çıkan ve "Kumluca Definesi" diye tanınan define bu ören yerinde çıkmıştır.Ne yazık ki çok değerli altın ve gümüş eşyalardan oluşan definenin büyük bir kısmı Amerika'ya kaçırılmış, çok az bir kısmı Antalya Müzesi'nde sergilenmiştir.

GAGAE


Mavikent Kasabası Aktaş Mevkiinde bulunan Gagae isimli antik kent Akropolis kayalığı ile Deniz arasında kalan bir alanda kurulmuştur. Buradaki yapılar Roma ve Ortaçağ izlerini taşımaktadır.Şehrin duvarları ve bazı Hıristiyan Kiliseleri ile bir çok kalıntılar hala durmaktadır. Gagae aşağı ve yukarı olarak değerlendirilen bir Akrepolis idi. Gagae'ye Paleopolis'de denilmiştir Gagae ismi varlığının şu an araştırılmasının mümkün olmadığı,bir tür taş olan Gagates'tin türediği bilinmektedir. Serpentin Porfiritit tuzaklar ve kireçtaşından oluşan çevrenin mineral özellikleri hakkında özel bir araştırma bulunmamaktadır.

iDEBESSİOS (KOZAĞACI)


Kumluca'dan alakır barajı kenarından 30 km.gidilerek asfalt yoldan Karacaören köyü incirağacı mahallesine varılır. Buradan 5 km.kadar stablize yoldan kuzeyde gidilerek Karacaören köyü Kozağacı mahallesine varılır.Burada İbedessios Antik kenti vardır.kentte bir tiyatro ile hamam,su yolu,kilise ve kitabeli-kabartmalı aile mezarları,gözetleme kulesine rastlanır.Şehrin yapılarının çoğu geç Bizans devrine aittir.Şehrin en önemli özelliği lahitlerin U planı oluşturacak şekilde üç mezarın yan yana konulmasıyla aile mezarlarının meydana getirilmiş olmasıdır.Lahitlerin üzerinde çoğunlukla kitabe ve vazo şekilleri vardır.Boğayı parçalamaya hazırlanan bir aslanın lahit üzerine yarım kabartma şeklinde işlendiğini gösteren tablo ilgi çekicidir.Ancak boğanın başı kırılmıştır.

KORMOS (KORMİ)


Karacaören Köyü Karabük mahallesinde bulunan Antik Kent Tarihi hakkında herhangi bir bilgi edinilememesine rağmen kent kalıntıları halen varlığını göstermektedir.

MELANİPPE

Mevikent Kasabası sınırları içerisinde bulunmaktadır.Antik kente ait kalıntılar hala mevcut olmakla; Melanippe antik kentinin geçmişi ile ilgili detaylı bir bilgiye ulaşılamamıştır. Kent hakkında edinilen bilgilere göre Hellenistik döneme ait bir kent olduğu söylenilmektedir.

KEMER

27/6/2009

Kemer İlçesi'nin ildeki bilgi ve itibarıyla, bilinen tarihinin M.Ö.690 Yılına kadar uzandığı ve günümüze kadar varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır.
Kemer' de bilinene ilk yerleşim yerinin İlçenin Batısında 15 Km mesafede bulunan Phaselis Antik Şehridir. Şehrin M.Ö.690 yılında 1. Okios tarafından kurulduğu bilinmektedir. Kemerin en eski bilinen tarihi başlangıcı Phaselis Şehri'nin varlığı ile anlaşılmaktadır. Phaselis Antik şehri sürekli el değiştirmekle birlikte, bir çok önemli tarihi yapıları bünyesinde barındıran ve günümüze kadar gelebilen önemli bir ticaret ve liman kenti görünümündedir.

Olimpos (Çıralı, Yanartaş) Antik şehri bir vadinin iki yanında Helemistik devirde ve M.Ö. 2. yüzyılda kurulduğu anlaşılmaktadır. M.Ö.78. yılında şehir Romalıların eline geçmiştir. Şehrin kurulduğu toprak yapısında metan gazı çıkmakta olduğu için yanıcı özelliğiyle günümüze kadar gelmiştir.Kuzdere-Gedelme Mahallesi içerisinde Romalılar döneminde kurulduğu sanılan tarihi şehir kalıntıları mevcuttur.

Kemer (İdropolis) İlçe Merkezi itibarıyla Antik kentinin Kemer Dağı'nın güneydoğu sahilinde Anavura Burnu'nun (Ayışığı Parkı) bulunduğu koyda M.S.3. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Şehir M.S. 4-7 yüzyılları arasında gelişimini sürdürmüştür. Gemicilik ticareti bakımından önemli bir Likya liman şehri olduğu bilinmektedir. Şehir 12. yüzyılda Selçuklu'lar ile Türklerin egemenliğine geçmiştir.

Kemer' in Türklerin eline geçmesi ile 1326 yılında dağlardan düzlüğe inen Yörükler şehri yeniden kurmuşlardır. Osmanlı döneminde yörede yaşayan halk, 1916-1917 yıllarında sel sularından korunmak için Kuzeydeki dağların eteğine 23 Km uzunluğunda taş duvar örmüşlerdir. Bu duvar kemer görüntüsü verdiğinden Eskiköy diye bilinen şehir Kemer Köyü adını almıştır. Kemer 28 Mart 1919 yılında İtalyan işgaline uğramış ve bu durum Cumhuriyetin kuruluşu ile sona ermiştir.

Kemer, Cumhuriyet Dönemi içerisinde köy konumundan çıkıp, Nahiye (Kasaba) idaresine geçmiştir. 1980 yılların başında nahiye idaresinin sona ermesi ile birlikte, bir süre muhtarlıkla idare edilen Kemer, 06 Haziran 1986 yılında Belediye idaresi kurulmuştur. Kemer 13 Eylül 1991 tarihinden itibaren İlçe statüsü kazanmış ve mevcut konumunu sürdürmektedir.
 

GEZİLECEK YERLER

Kemer'in başta gelen çekiciliklerinden birisi doğa güzelliğidir. Deniz, orman ve dağlar bir noktada birleşmektedir. Örneğin deniz dalgalarının çam ağaçlarına kadar uzanması ve çam ağaçlarının plajlarda gölgelik olarak kullanılması oldukça cazip gelmektedir. Denizin berraklığı, ormanın yeşilliği Kemer'de bir başka güzelliktir.

Yakınında Faselis, Olympos gibi antik bölgelerin de bulunması bir başka çekiciliktir. Kemer'den Faselis ve Olimpos'a denizden ve karadan ulaşmak mümkündür. Son yıllarda Söğüt Cuması, Altınyaka Dere Köyü gibi yüksek yerlere safari turları da çevre çekicilikleri arasında yer almaktadır.

Ayrıca yöredeki diğer çekicilikler ide mağaralarıdır. Bu mağaralardan Beldibi mağarası Antalya'nın 27 km. güneybatısında deniz kenarındadır. Tarih öncesi çağlara ait kalıntılar bulunmuştur. Bir diğer görülmeye değer mağara ise Molla Deliği mağarası olup, Kemer'in batısında yükselen Tahtalı Dağ'ın doğu yamacında yer alır. Bu mağaraya Kemer-Kumluca karayolu üzerinde bulunan Aşağı kuzeydere veya Tekirova köylerinden ancak yaya olarak gidilebilir. Her iki köyden de 3.5-4 saat yürümek gerekmektedir.

Antik Kentler

Phaselis: Antalya - Finike karayolunun 58 km.'sinde bulunmaktadır. Kemer'e 15 km. olan Phaselis kentine deniz yoluyla da ulaşmak mümkündür.

Lykia'nın doğu kıyısı şehirlerinden olan Phaselis'in M.Ö. VI. yüzyıla ait ilk Helenistik çağın ticaret limanlarından biri olduğu sanılmaktadır. Romalılar döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Üç limandan oluşan Phaselis'in doğusundaki limanın kalın duvarları halen çok iyi durumdadır. Ön ve batı kısmı kumlar altında kalan batı limanı ise denize girmek için çok uygundur.

Phaselis'de bu gün toprak üstünde bulunan kalıntıların büyük bir bölümü Roma devrinden kalmıştır. Bu kalıntılar; liman, kale duvarları, Zeus Mabedi, Kral Antonius Caravella yolu, ayrıca yirmi sıralı tiyatro kalıntıları bulunmaktadır. Yarımadanın boyun kısmını kapsayan cadde muhteşemdir. Güney limandan başlayıp şehir kapısına kadar uzanır. Bu caddenin genişliği ve kısalığı yüzünden, zaman zaman stadyum olarak da kullanıldığı sanılmaktadır. Çünkü tarih Phaselis'de iki önemli atletizm karşılaşmasının yapıldığı yazar.

Agoranın yanında iki tapınak bulunmaktadır. Bir tanesi Phaselis için çok önemli bir tanrı olan 'athena polias' adına yapılmıştır. Diğeri ise 'heista' ve 'Hermes' içindir. Bu tapınaklardan Athena'da Homer 'in mitolojik kahramanı Acchileus'un bronzdan; yapılmış mızrağı bulunmaktaydı. Caddenin kenarlarında bina harabelerine, bir kilise ile bu harabelerin arasında piskopos evlerine rastlanmaktadır.

Şehrin su ihtiyacını karşılayan su kemerleri Roma stili inşaa edilmiş olup hala çok iyi bir durumdadır.

Phaselis'de çıkan bazı tarihi eserlerin bulunduğu bir de müze mevcuttur. Ayrıca burası tarihi zenginliğinin yanı sıra sığ bir koy, ince kum ve ormanı, dağ, deniz birleşmesinden oluşan ideal bir ören ve plaj yeri olarak da dikkati çekmektedir.

Olympos: Antik Likya'nın en önemli liman kentlerinden olan Olympos, tarih boyunca mitolojiyeye konulmuştur. Konumunun elverişliliği nedeniyle korsanların barınağı olan Olympos, bugün sahip olduğu tarihsel değerleri, 3200 m'lik muhteşem sahili, endemik bitkileri, Caretta caretta'ları Khimaira'sı, tüm sportif etkinliklere olanak veren muhteşem doğası ve pansiyon olarak kullanılan meşhur ağaç evleri ile tüm dünyaca bilinmektedir.

Sportif Etkinlikler

Jeep Safari: Kemer'den Toroslar'a günübirlik cip safari turları, bu konuda uzmanlaşmış acenteler tarafından organize edilmektedir.



Bisiklet Turları:
Seyahat acentaları kemer çevresindeki parkurlarda bisiklet turları organize etmektedir.

Binicilik: Kemer ve çevresindeki konaklama tesislerinde bulunan çiftliklerde gerekirse binicilik hocaları ile binicilik imkanı bulunmaktadır.

Yatcılık: Kemer Yat Limanı yatçılara kaliteli hizmet sunmaktadır. Kemer çıkışlı mavi turlar Kemer-Kaş arasındaki koylar ve limanlar, antik yerleşimler ve doğal güzellikleri görme imkanı vermektedir.

KAŞ

27/6/2009

Kaş köyleri edinilen belge ve buluntulara göre, Lykia medeniyetinin en önemli bölgesidir. Teke yarımadası sahillerinin M.Ö. 6 bin yılı öncesinden beri iskan edildiği bilinmektedir. Kaş arazi kesiminin batısında ve denize bakan bir tepede kurulmuştur. Şehir daha sonra genişlemiş ve kuzeybatıya doğru büyümüştür. Kaş'ın doğu ve kuzeyinde yer alan dağlarda birçok kaya mezarı bulunmaktadır. Lykia yazılarını taşıyan kaya mezarları "İonik" tarzda şekillendirilmiştir. Kaş'ın eski ismi Antiphellos'tur. Bu isimden de anlaşılacağı gibi şehir bir Lykia şehridir.

 

Likya'nin önemli kentlerinden olan Kaş, ilçeyi çevreleyen Antik Döneme ait kentler ve tarihsel degerlerle doyumsuz kültür seyahatleri; Akdeniz'in derinlerde yarattığı heyecanlari doruklarda hissettiren sualtı dalışları; nehirlerde yapılan macera dolu 'kano turları', ekolojik uyumun keşfedildiği 'doğa yürüyüşleri'; derin ve karanlık mağaralara teknik donanımlı mağara dalışları; yüksek dağlardan turkuaz rengli suların manzarasına süzülen 'yamaç paraşütü';

 

Akdeniz'de değerli taşları andıran adalar ile çevreye yapılacak 'Mavi Yolculuk ve tekne turları; damak tadınıza uygun deniz ürünleri ve dağlarda yetişen kokulu otlarla tatlandırılan yöresel yemeklerden oluşan mönüsü; yüzlerce yılın mirası, el sanatlarının çeşit ve güzelliği; Kaş'ın bağlı olduğu Antalya ve ilçelerine ait turizm merkezleri ile tabiat, tarih ve kültür zenginliğini, alternatif turizm imkanları ve çevresinde yer alan turizm merkezlerinden oluşan renkli yelpazesi" ile düşsel bir mekandır.

KALE

27/6/2009

Myra (Demre) her zaman Likya'nın en önemli şehirlerinden birisi olarak bilinir. En erken sikkeler M.Ö. 3.yy tarihlenir. Fakat şehrin en azından M.Ö. 5.yy da kurulduğu tahmin edilmektedir. Roma egemenliği döneminde Myra gelişmiş ve zenginleşmiş şehirliler sivil projelere cömertçe para yardımında bulunmuşlardır. Sen Pol Roma' ya gitmek için Andriake Limanından hareket etmeden evvel M.S. 6.yy da şehri ziyaret etmiştir. Bizans döneminde Myra önemli bir idari ve dini bir merkez olmuştur. Piskoposluk merkezi de olan Myra'da St.Nicholaus IV.yy başında Piskopos olarak görev yapmış; halka kendini sevdirmiş, inancı uğruna çok acılar çekmiştir. Myra o zamandan sonra hep haç yollu yapılan bir yer olmuştur. Bu bakımdan Demre Hıristiyan Dünyasının her bakımdan ilgisini çekmiştir. Her yıl 6 Aralık'ta Noel Baba etkinliklerini yapmak geleneksel hale gelmiştir.

Myra gibi önemli bir şehirden kalabileceği beklenen kalıntıların bir çoğunu bugün Demre'de göremiyoruz. Likya'nın en büyük tiyatrosundan kalanlar bugün ayaktadır ve bu aynı zamanda Likya'nın en iyi korunmuş tiyatrosudur. 29 oturma sırası ve 9-10 bin seyirci kapasiteli tiyatro tepeye yaslanmıştır. Bugün bile bazen festival ve oyunlar için kullanılmaktadır. Myra metropoli muhtelif tip Likya mezarlarını önemli örneklerini ihtiva etmektedir. Tiyatro doğu ve batı metropoli diye ikiye ayrılmış ve Myra'nın arkasında yükselen kayalık, tepede kurulmuştur. Kayalar oyularak mezarlar kabartma ve yazılarla süslenmiştir.

Başka önemli bir kalıntı St.Nicholaus kilisesidir. Kilise bugün 7 m. toprak seviyesinin altındadır. St.Nicholaus kemikleri kilise içindeki mermer bir mezarda bulunuyordu. Fakat bazı kemikler İtalyanlar tarafından çalınmış ve Bari'ye kaçırılmıştır. Bir Rus Prensi 1862 yılında Kiliseyi restore ettirmiş olup, St.Nicholaus Rusya'da çok kutsal sayılmaktadır. Ruslar bir kilise çanı ilave ederek kubbeyi bir ilaç tonozu ile değiştirmişlerdir. Bazı kemikleri bugün Antalya Müzesinde teşhir edilmektedir. St.Nicholaus çocukları, gemicilerin ve ağır işlerde çalışan işçilerin koruyucu azizidir. Bilindiği üzere de bütün Dünya çocuklarının Noel Babasıdır. İlk defa 1904 yılında Eynihal adıyla köy statüsüne kavuşan Demre; 6 Haziran 1968 yılında 4 köyün birleşmesiyle Belediyelik; 4 Temmuz 1987 gün ve 3392 sayıl yasa ile de Kale adıyla ilçe olmuştur.

GEZİLECEK YERLER

St Nicolaus (Noel Baba) ve Kilisesi: Patara doğumlu St, Nicolaus M.S. 4.yy. ortasında yaşamıştır. Yardımseverliği ve mucizeler yaratarak hastaları iyileştirmesi ile ünlenmiştir. Başlangıçta sade bir rahip iken bu ünü nedeniyle aziz ilan edilmiştir. Kilisesi de bir hac merkezine   dönüşmüştür.

Bugünkü kilisenin ana öğesini M.S. 5 yy.'a ait kilise yapısı oluşturur. Kilisede bulunan lahitlerden hangisinin St.Nicolaus'a ait olduğu tartışmalıdır.

St. Nicolaus'un ölüm günü olan 6 Aralıkta her yıl Noel Baba Kilisesi'nde "Noel Baba ve Dünya Barışına Çağrı" etkinlikleri düzenlenir.

Andriake: Part Savaşını planlayıp Asia ve Lykia'ya gelen Traian, Myra'da konakladığında Lykia' nın güneyinde güzel bir limanın yapılması gerektiğini belirtmiştir. Ancak planlama ve uygulama Hadrian Döneminde gerçekleşmiştir.

Andriake kenti büyük ölçüde limanın güneyindeki tepenin eteğine yayılmıştır. Şehrin bir kısım kalıntıları ile nekropolü liman ağzının kuzeyinde bugünkü Demre' ye çok yakın bir kesimde bulunmaktadır.

Kalıntılar arasında su kemerleri, Nymphaion, agora, sarnıç görülebilir. Agoranın batısında ünlü Norrea veya granariun (silo, hububat deposu) yer alır.


Myra: Demre çayının kenarındadır. Noel Baba Kilisesi'nin kuzeyinde kalan dağ yamacındaki antik kenttir. Myra'da kaya mezarları ve çok iyi korunmuş tiyatro bulunmaktadır.

Demre: Demre yeşille denizin birleştiği bir yerdir. Demre'de Çayağzı, Kömürlü ve Sülüklü Plajlarından denize girilebilir.

İBRADİ

27/6/2009

Psidya sınırları içinde yer alan İbradı' nın kuruluş tarihi tam olarak bilinmiyor. Ancak, İbradı ve çevresinde bulunan kalıntılardan Roma devrine uzandığı tahmin ediliyor Örneğin, İbradı'ya 2 km. mesafede kurulu Ormana Belediyesi ile 7 km. mesafedeki Ürünlü Köyü' nün arasında Roma dönemi Erimna Antik Kenti'nin kalıntıları mevcuttur. Kentin Nekropolü ise Ormana'yı çevreleyen kayalık sırtlardır.
Yine Ormana'ya 11 km. uzaklıkta Çukurviran Köyü çevresinde Helenistik dönemlere ait kalıntılar görülmektedir. İbradı kervan yolunun Kesikbel mevkiinde bulunan Selçuklu Kervansarayından geriye sadece temel taşları kalmıştır. Evliya Çelebi, ünlü Seyahatnamesinde ibradı'nın 17. Asırda oldukça mamur ve mühim bir belde olduğunu yazar.
 



İbradı'ya 3 km mesafedeki Ardınçınar (ormana)'da çok eski devirlerden kalma bazı kitabelerle bunların kalıntıları, 8 km mesafede Ürünlü (Unurla) civarında yer altı mağaraları ve gölü mevcuttur.

 

 

ALTINBEŞİK DÜDENSUYU MAĞARASI (ÜRÜNLÜ- İBRADI)

Altınbeşik Düdensuyu mağarası ilk kez 1966 yılında, Türkiye Sepoloji Derneği Kurucu ve Onur Başkanı Dr. Temuçin Aygen tarafından bölgede Oyma pınar barajı ile ilgili araştırmalar yaptığı sırada bulunmuş ve adını bir üst kısmında yer alan Altınbeşik tepesinden almıştır. Ve 1966-18967 yıllarında İngiliz ve Fransız mağaracılar ile ilk denemeler yapılarak kamuoyuna tanıtılmıştır. Türkiye'nin en büyük dünyanın üçüncü büyük mağarasıdır. Ülkemizin uluslar arası çapta, bilimsel önemi bulunan bu bağara içinden çıkan su, yeraltından Beyşehir Gölü ile irtibatlıdır.

Beyşehir Gölü'nün kuzeyindeki Mada adasında bulunan bir düdene kaçan su üzerinde yapılan boya deneyi, Altınbeyik Düden suyu mağarasından çıkan ve Manavgat Çayına karışan suyu boyamış ve böylece bu yer altı ilişkisi kanıtlanmıştır. Altınbeşik Düden suyu mağarası iki kat üzerine yayılmıştır. Mağaraya 200mt uzunlukta bir ayeraltı gölü üzerinden botla girilmektedir. Bu gölün sonunda şahane güzellikte traverten oluşumları vardır. Göl sonundan 44 mt'lik dikey bir traverten oluşumu üzerinden ikinci kata çıkılmakta ve oradada 130mt uzunlukta ince uzun sığ bir göl başlamaktadır. İkinci katın sonuna kadar küçük gölükcükler ve orta kısmındada göçük yapan çok büyük ve yüksek bir salondaki kalker blokları üzerinden, 1,5km kadar ilerlenebilmektedir. Mağaranın bu bölümü kısmen fosil durumuna geçmiştir, üst kat sağ ve sol cihetlerde bulunan yan kolların hepsi henüz araştırılmamıştır.

1985 yılında Ürünlü köyüne gelip mağara önünde kamp kuran 10 kişilik bir Japon mağara grubunun, 1 ,göl sonundaki 44 metrelik duvar önünden, memba şeklinde çıkansuya dalış yaparak sifonun arka tarafına geçtikleri ve kumsal bir zemin üzerinden birçok gölleri geçerek dağın içine doğru 3500mt. İlerledikleri bildirildikten, 1992 Ekim Ayı'nda Dr. Temuçin Aygen başkanlığında Orta Doğu Teknik Üniversitesi su altı dalış ekibine mensup, mağara sifonlarına dalış yapan dalgıçlar, Altınbeşik Düdensuyu mağarası içindeki yer altı gölüne dalış yapmışlar, fakat arkaya geçit veren sifonun ağzını bulamamışlardır. Altınbeşik Düdensuyu mağarasındaki araştırmalar henüz bitmemiştir. Zaten mağara turizme açıldığında da bütün sistemin dolaşılması mevzubahis değildir. Yukarıdaki ikinci katın ortalarına kadar mağaranın en fazla 1km kısmı turizme hazırlanacaktır. Altınbeşik Düden suyu mağarasın a Manavgat'tan iki yolla gidilebilir. 1,yol dağ yolu olup Avason (yayla alanı) Tefekli çeşmesi, Moiz'in hanı yolundan direkt Ürülü köyüne varan yol 55km'dir. 2,yol ise; Alanya yolundan ayrılan Konya yolu olup, Akseki'ye 5km kala sapan ibradı, Ormana içinden geçerek, Ürünlü köyüne varan yoldur. Bunun uzunluğu ise 150km'dir ürünlü köyünden itibaren mağaraya araç yolu açılmıştır. Mağaranın denizden yüksekliği 450 metre, Ürünlü köyünün ise 750- 800 metredir. Altınbeşik Düden suyu halen aktif bir sistem olduğundan, bu durumu gözetilerek turizme açılmıştır. Yağışlı günlerde Düden patlaması olmakta ve mağaradan çok büyük su çıkmaktadır.

GÜNDOĞMUŞ

27/6/2009

Geçmişi antik çağlara dayanan Gündoğmuş İlçesi'nin bugünkü yeri Romalılar döneminde iskan edilmiş bir yerdir. İlçe sınırları içerisindeki Roma harabeleri ki, Taşahır mevkiindeki Kaseyir Şehri harabeleri, Senir köyü yakınındaki Kese mevkiindeki Roma harabeleri en eski harabeler olma özelliğini taşıdığı söylenebilir. Daha sonra ki dönemlerde özellik Malazgirt Zaferi sonrasında Anadolu'nun Türkleşmesi döneminde şehir Selçukluların egemenliğinde kalmış ve 2.Beyazıt döneminde de Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır.


Bir rivayete göre; Konya'nın İksile Köyü'nden çeşitli sebeplerle ayrılan bir ailenin bu bölgeye yerleştiği ve sonralarıda buraya "Eksere" denildiği söylenmektedir.


Eksere Köyü 1936'ya kadar Akseki'ye bağlı bir köy iken 1936'da "Gündoğmuş" adıyla ilçe yapılmıştır.
 





GÜNDOĞMUŞ YAYLALARI


Sedir ve ardıç ağaçlarıyla kaplı

Antalya’nın Akseki ve Alanya ilçeleri arasında kalan Gündoğmuş Yaylaları’na yürüyüş yapmak ve doğayı kucaklamak isteyenler sonbaharda akın ediyor. Burada küçük ve büyük onlarca yayla var. Yedisi turizme yönelik olarak da hizmet veriyor. Sedir ve ardıç ağaçlarıyla kaplı Gündoğmuş Yaylaları, Toroslar’ın yüksek zirvelerinden Geyik Dağı eteklerinde yer alıyor. Gündoğmuş’un Antalya kent merkezine uzaklığı 140 kilometre. Yaylaların ilçe merkezinden uzaklıkları ise 30-40 kilometre arasında değişiyor. Sınırları içinde Colybrassus, Casae Gelefi ve Taşavur gibi antik kent yerleşimi kalıntıları bulunuyor. Konaklama tesisi yok.

Gündoğmuş’a yaklaşık 35 km uzaklıktaki Baş Yayla, sedir ve ardıç ağaçlarıyla dikkati çekiyor. Çaltı Yaylası Gündoğmuş’un yaklaşık 35 km doğusunda. Soğuk suyu, karaçam, sedir ve ardıç ağaçları yaylanın özelliklerinden. Cündüre Yaylası ise Gündoğmuş’un 30 km doğusunda. İlçenin yüksek yaylalarından. Boğazoluk’ta kirazcılık yapılıyor. Eğrigöl Yaylası’na asfalt yolla ulaşmak mümkün. Güzel bir göl manzarası var. Belli başlı yaylalardan biri olan Gören de Gündoğmuş’a 40 km uzaklıkta. Cevizi ve soğuk suyu meşhur. Seyricek, Gündoğmuş’un en uzak ve en yüksek yaylalarından biri. Akdağ ile Geyik Dağı arasındaki düzlükte yer alıyor. Yakınında adı bilinmeyen bir antik kentin kalıntıları var.

GAZİPAŞA

27/6/2009

Gazipaşa'nın bilinmeyen veya tahmin edilen tarihi, tarihi perspektif içerisinde oldukça derinlere uzanmaktadır. Ana hatlarıyla bu tarihsel serüveni İ.Ö.2000'lerde başlar.

Hititlerin bir kolu olan Luviler yine Hititlerin Kizzuvatna (Çukurova bölgesi) ve Arzava (Antalya yöresi) ülkeleri diye adlandırdıkları bölgede yaşamışlardır. Gazipaşa'da
bu bölge içinde kalması nedeniyle ilçemizin tarihi yolculuğa Luvilerle-Hititlerle başlamış olması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim Karatepe (Sivaslı) civarındaki harabaler içinde yer alan aslan kalıntıları bu bilgiler doğrular niteliktedir.


Gazipaşa'nın tarihsel yolculuğu içindeki önemli bir kilometre taşı da İ.Ö. 628 yıllarıdır. Selinus adıyla tarihte iki kent mevcuttur. Sicilya'da Yunanlı Mağara-Hyblaia halkı tarafından bu tarihte bir site devleti olarak kurulan Selinus, diğeri Anadolu'nun güneyindeki Selinus. Kilikya Bölgesi'nde ve Hacımusa (Kestros) Çayının iki yakasında kurulmuş liman kentidir. Kalesi ise şimdiki kale kalıntılarının bulunduğu yerde olup o zamanlar ada konumunda idi. Buradan başta Mısır olmak üzere, o günün ticaret merkezleri ile deniz ticareti yapılmakta idi.
Yunan yönetiminden İ.Ö. I97'de Antiokhos dolayısıyla Roma egemenliğine geçen kente İ.S. 1.yy'da Akdeniz kıyılarının doğu seferine çıkan Roma Kralı Trayan hastalanarak Selinus limanına gelmiş ve bir tüccarın evine konuk olmuş, daha sonra iyileşmeyerek burada ölmüştür. Yerine tahta geçecek olan Hadrianus, Selinus' a gelerek cenazeyi Roma' ya götürmüş, anısmada bir mezar yaptırmıştır. Bu nedenle de Selinus'un bir süre Traianapolis adıyla anıldığı Hıristiyanlık döneminde ise Seleukeia-Silifke Başpiskoposluğu'na bağlı Piskoposluk merkezi olduğu bilinmektedir. M.Ö. I. yy. da başlayan Roma imparatorluğu dönemi, bu devletin Anadolu sınırları içinde bulunan Gazipaşa'da VI. yy'a kadar devam etmiştir. M.S. VI. yy'den başlarak Güney Akdeniz Bizans İmparatorluğu'nun egemenliğine girmiş, bu yeni dönemde Gazipaşa, Antalya ve Alanya ile birlikte Pamfilya nün Türkleşmesi süreci içinde Selinus, Selçuklu Sultanı I. Alaiddin Keykubat'ın 1221 yılında Alanya'yı, 1225'e kadar da buradan itibaren belki de Toroslardan kaynaklanıp şehir merkezinden geçerek denize karışan beş büyük çayın zaman zaman sel baskınına neden olması dolayısıyla Selinti olarak anılmaya başlanmıştır. 1268'lerde Moğollar'ın Anadolu işgali sırasında Selinti, Anadolu Selçuklu Devletinin Konya ve bağlı bölgeleri sınırları içinde yer almaktaydı.

Anadolu beylikleri döneminde 1335 yılından itibaren Antalya ve civarı Teke Beyliğinde kalırken Alanya, Selinti ve doğusu ile Kuzey yöreleri merkezi Konya olan Karamanoğulları hakimiyetine girmiştir.

Osmanlı Döneminde Fatih Sultan Mehmet'in Deniz Kuvvetleri Komutanı (Kaptan'ı Derya) Gedik Ahmet Paşa, 1470 yılında Alanya'yı, 1472 yılında ise Selinti, Anamur ve Silifke yöresini Karamanoğlu Beyliği'nden alınarak Osmanlı hakimiyetine dahil etmiştir. Ünlü gezginimiz Evliya Çelebi meşhur Seyahatnamesinin 126. sayfasında "XVIII. yy'da Selinti kazasının İçel (Mersin) sınırları içerisinde Silifke Sancağına bağlı 26 köyü olan ve yıllık 80 akçe vergi veren bir kazadır. Deniz kenarında bakımlı cami ve evler ile yemyeşil dağlara sahiptir. Kıbrıs'a 70 mil uzaklıkta iskelesi vardır." demektedir

Tarihi Yerler

ANTIOCHEIA AD CRAGUM : Gazipaşa ilçesinin doğusunda, 18 km. uzaklıktaki Güney Köy sınırları içerisindedir. Kentin adı Kommagene Kralı 4. Antiochus'dan gelmektedir. Kent kalıntıları denize doğru uzanan üç tepe üzerinde toplanmıştır. Batıdan doğuya doğru birinci tepe üzerinde Orta Çağ Kalesi, ikinci tepe üzerinde sütunlu cadde, agora, hamam, zafer takı, kilise, üçüncü tepe üzerinde ise kentin nekropol alanı yer almaktadır. Kent yapıları Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenmektedir. Kentin nekropolünde bölgeye özgü beşik tonozlu, ön avlulu anıtsal mezarlar oldukça iyi korunmuştur. Halen kalıntıların önemli bir bölümü görülebilen tapınak bölgede sevilen bir tanrı olan Zeus Lamotes için yapılmış olmalıdır.

ADANDA - LAMOS : Antik kent, Gazipaşa ilçesinin 15 km. kuzeydoğusundadır. Bugünkü Adanda köyünün 2 km. kuzeyinde, yüksek ve sarp bir dağın zirvesinde kurulmuştur. Kent surlarla çevrilidir. Doğuya bakan kentin giriş kapısının güneyinde, büyük bir kule bulunmaktadır. Kentin diğer kalıntıları arasında ağıra, doğal kayaya oyulmuş çeşme ve iki adet tapınağı sayabiliriz. Bu kentin nekropolünde de blok taşların oyulması ile yapılmış yekpare lahitler önemli kalıntılar arasındadır. Kent, olasılıkla genç Roma döneminde Lamotis olarak adlandırılan bölgenin başkenti durumunda idi. Kalıntılar, dağlık Klikya bölgesinin kültürünü ve sanatını en iyi şekilde yansıtmaktadır. Kent, en görkemli dönemini Gallianus zamanında geçirmiş olmalıdır.

NEPHELIS : Antik kente ulaşım, Gazipaşa-Anamur 12. km.'sinden sonra Muzkent Köyünün içinden geçerek güneye sapan yaklaşık 5 km. stabilize bir yol ile sağlanmaktadır. Kentin güneyi deniz ve sarp kayalıklarla çevrilidir. Kent, akropol ve doğu-batı boyunca uzanan kalıntılardan oluşmaktadır. Kentin ayakta kalabilmiş yapıları Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenmekte olup, bunlar, Orta Çağ Kalesi, Tapınak Odeon Sulama sistemi ve nekropol alanlarıdır. Şu anda Alanya müzesinde sergilenmekte olan bu kentten getirilen yazıtlardan birisi Bizans İmparatoru Zenon dönemine ait olup Zenon için övgüler içermekte, bu imparatorun kent için yardımlarından bahsetmektedir. İkinci bir onur yazıtında ise, Klikya Valisi Cornelius Dexter'ın adı geçmektedir. Bu onur yazıtı, kent halkı ve Danışma Meclisi tarafından dikilmiş olup, kentteki meclislerin varlığını kanıtlar durumdadır. Klikya bölgesine özgü küçük odeonu kentteki kültürel faaliyetlerin göstergesidir.

SELINUS : Antik Selinus kenti, Gazipaşa ilçe sınırları içerisinde Gazipaşa Plajının bulunduğu Hacımusa Çayının güneybatısındaki denize dirsek gibi uzanan bir tepenin üzerinde ve yamaçlarında yer alır. Kentin akrapolü tepeye kurulmuştur. Ayrıca bu tepe üzerinde Orta Çağ Kalesi de bulunmaktadır. Kalenin sur duvarları ve kuleleri oldukça iyi korunmuştur. Akropol, içerisindeki kilise ve sarnıç günümüze kadar gelebilmiş önemli yapılardandır. Selinus kentinin diğer yapıları sahilde ve yamaçta yer almaktadır. Bu yapılar arasında, hamamlar, agora, İslami Yapı (Köşk), su kemerleri ve nekropol alanını sayabiliriz. Selinus, Dağlık Klikya bölgesinin en önemli kentlerinden biridir. Roma İmparatorluğu'ndan Traian'ın bu kentte ölmesi kentin adının bir süre bu adla anılmasına sebep olmuştur. Kentin büyük hamamı, Klikya bölgesi diğer kentlerindeki hamamlar ile benzerdir. Nekropolündeki anıtsal mezar anılmaya değer olup, Alanya Müzesindeki ostoteklerin çoğunluğu Selinus Nekropolünden getirilmiş olup, burada ostotek atölyesinin varlığını sürdürmektedir.

Turizm

Gazipaşa mevcut durumuyla daha ziyade tarım toplumu görünümünde ise de 13 Eylül 1989 tarih ve 20281 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla ( 89 / 14499 ) turizm bölgesi ilan edilmesi nedeniyle özellikle havaalanı ve yat limanı inşaatlarının başlamasıyla turizm sektörüne hızlı bir geçiş yapmaya başlamıştır. Halen 2 normal ticari otel, 2 adet turistik ( biri apart ) otel, Gazipaşa Belediyesi Deniz Tesisleri İşletmesi'ne ait bungalovlar ve 1 adet tatil sitesiyle yatak kapasitesi 600 ' e ulaşmış olup hızla otel ve motel inşaatları devam etmektedir.

İlçemiz ören yerleri itibariyle diğer yörelere göre oldukça zengin durumdadır. Ancak bunların tamamına yakının yol ve koruma hizmetleri yoktur veya yetersizdir.

Gazipaşa Akdeniz sahilinin Caretta Carette türü deniz kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı 17 merkezden biridir.

Yalan Dünya Mağarası başta olmak üzere tarihi kale ve şehir kalıntıları, tertemiz deniz ve kumsalları, bol yeşil ve oksijenli yaylaları ,özetle bozulmamış doğasıyla turizm bakımından çok büyük bir potansiyele sahiptir.

FİNİKE

27/6/2009

Finike ilçesi, konum itibariyle, Güney Bat Anadolu'daki Teke Yarımadası bölgemizde yer alır. Eski çağlarda ve Finike'nin ilk kurulduğu zamanda bu bölge, "Likya" olarak adlandırıldı. O zamanki Likya; Doğuda Pamfilya, batıda Karya, kuzeyde ise Psidya şeklinde adlandırılan bölgelerle çevrili idi. Finike adının Fenikelilerden dolayı verildiği de rivayetler arasındadır. Finikelilerin en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Teke Yarımadası, tarihin ilk dönemlerinden beri iskana açık bir bölgedir. Bu bölgede M.Ö. 3000 yılından beri insanların yaşadığı bilinmektedir. Fakat bölgemizde yapılan arkeolojik araştırmalar bu tarihi henüz doğrulayamamıştır. Bu arkeolojik araştırmalar ancak 2000 yılında bölgemizde insanların yaşadığını belgeleyebilmektedir. Bölgemizde devam etmekte olan arkeolojik kazılardan elde edilecek yeni bulgularla, yerleşimin M.Ö. 3000 yılında olduğu konusunda kesin belgelerin çıkabileceği ihtimal dahilindedir. Buna rağmen, bölgemizde yapılan Filolojik araştırmalarla elde edilen bir takım sonuçlar, Finike ve çevresi, özellikle Teke Yarımadası'ndaki yerleşim hakkında, kesin bilgiler verebilmektedir. Yöremizde, o dönemlerde kullanılan yer adları ile, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde görülen yer adlarının benzeşmeleri dikkate değerdir. M.Ö. 3000 yılına tarihlenen bu yer adları benzeşmesi, o zamanlar Likya olarak adlandırılan bölgemizdeki yerleşimin, M.Ö. 3000 yılına kadar uzadığı sonucunu belgeleyecek niteliktedir.

Bütün bu arkeolojik belgeler ve Filolojik veriler, Likya' da M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanan yerleşimin, kimler tarafından ve nasıl yapıldığı ile ilgili, tam bilgileri edinmemizde yetersiz kalmaktadır.
Osmanlı idaresindeki bugünkü Finike, Elmalı kazasına bağlı bir nahiye merkezi iken, 1914 yılında kaza yapılmıştır, l. Dünya savaşı sırasında kara günler yaşayan Finike, 1919-1921 yılları arasında İtalyanlar'ın kısa süren işgalleri atanda kalmıştır. Ulu Önder Atatürk'ün önderliğindeki İstiklal Mücadelesi sonunda, vatan topraklarındaki bütün düşmanlarla birlikte İtalyanlar da, Finike'den çekilmek zorunda kalmışlardır. Cumhuriyet döneminde Finike, Antalya'ya bağlı güzel bir yerleşim merkezi olarak ilçelik statüsünü sürdürmüştür.

Finike, Antalya iline bağlıdır. Portakalları ile ünlü Finike tarihle, doğa ve denizin birleştiği bir turizm beldesidir. Portakalları ile tanınan kent, Limyra kenti kalıntıları ve Arykanda antik kenti kalıntıları ile ilgi görmektedir.

Tarihçe: Finike M.Ö. 5. yy. da Aykırıçay (Arykandos) ağzında Phoinikos adıyla kurulmuştur. Finike adının bölgeyi ticaret merkezi olarak kullanan Fenikelilerden geldiği sanılmaktadır. Bölgenin başkenti Limyra' nın tarım ürünleri ihracatının gerçekleştirildiği bir liman olarak bilinmektedir.

İklim:İlçede Akdeniz iklimi egemendir.


GEZİLECEK YERLER

Arykanda (Arif): Elmalı-Finike karayolunun tam yarısında bulunan Arif köyünün Aykırıçay mahallesine yakın bir ören yeridir. İlk yerleşme zamanına ait arkeolojik ve yazılı kaynaklara dayanan bilgi bulunamayan Arykanda' nın filolojik yönden yerli bir isim oluşu ile eski bir yerleşme yeri olduğu bilinmektedir.

Arykanda' nın en üst teraslarından birinde tek taraflı oturma yerine sahip, koşu pisti belirli bir kısımdan sonra trapez şeklini alan bir stadion bulunmaktadır. Ortasına yakın yerdeki merdivenle aşağıdaki teraslara bağlanan stadionun bir altındaki terasta ufak, fakat çok iyi korunmuş tiyatro yer almaktadır. Tiyatronun alt terasında odeon ve buna ulaşan merdivenli yol vardır. Odeonun önündeki portiko, köşeli bir U harfi yaparak agorayı çevreler. Arykanda' da resmi ve özel yapıların kapladığı alanın birkaç katını nekropol kaplar.

Nekropoldeki tonoz örtülü mezar odalarının dışında lahitlere de rastlanır. Birbirlerine teras görevi gören mezar binalarının en alt terasında ikinci katına kadar ayakta kalmış büyük bir hamam yer almaktadır.

Şehrin en ilginç kalıntılarından bir diğeri de Aykırıçay kaynağının bulunduğu yerde, kayalığın yüzündeki su yollarıdır.

Limyra (Turunçova, Zengerler): Likya dilindeki adı Zemu (ri) olan Limyra' nın M.Ö. 5. yüzyıldan beri varolduğu bilinmektedir. Asıl etkinliğini M.Ö. 6. yüzyılın ilk yarısında gösteren kenti, Likya Birliği' ni kurmak isteyen Perikles başkent olarak kullanmıştır.